Bisiklette Low-High Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
İstanbul’un sokaklarında, toplu taşımada ya da işyerlerinde sıkça gözlemlediğimiz bir gerçek vardır: Bisikletin ve bisiklet sürüşünün toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle ne kadar kesiştiği… “Low-high” terimi, bisikletle ilgili bazı teknik konularda sıklıkla karşımıza çıkar. Ancak, bu terimin derinliklerine indiğimizde sadece bir donanım meselesi olmadığını, aslında toplumsal normlar ve değerlerle nasıl etkileşime girdiğini görebiliyoruz.
Bisikletin Toplumsal Cinsiyetle İlişkisi
Bisiklet dünyası, çoğu zaman “low-high” gibi kavramlarla tanımlanır. Burada “low” düşük, “high” ise yüksek anlamına gelir. Bu terimler, genellikle bisikletin vites sistemi veya oturuş pozisyonu ile ilgili bir farkı ifade eder. Ancak, toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında, bu tür teknik farklar, bisiklet sürücüsünün kimliği ve deneyimi üzerinde derin etkiler yaratabilir.
Toplumda bisiklet, genellikle erkeklere özgü bir aktivite olarak görülür. Çocukluk yıllarından itibaren erkek çocukları, bisiklet sürmeyi daha özgür bir şekilde deneyimlerken, kız çocukları genellikle daha az destek görür. Sokaklarda, okullarda, hatta iş yerlerinde bisiklete binmenin, “yükselmek” ya da “erkekleşmek” ile ilişkilendirildiği durumlarla sıkça karşılaşıyoruz. Bu durumda, “high” terimi, yalnızca fiziksel bir yüksekliği değil, toplumsal olarak “daha yüksek” statüyü de işaret eder.
Örneğin, işe bisikletle giden bir kadın, toplumsal normlar gereği, genellikle bu tercihiyle ilgili pek çok olumsuz yorum alabilir. “Yüksek” oturuş pozisyonu ve sportif bisikletler, kadınların fiziksel güç gerektiren etkinliklerde yer almasını sorgulayan bakış açılarına yol açabilir. Ancak, her geçen gün bu algılar değişiyor; kadınların bisiklet dünyasında daha fazla yer alması, toplumsal cinsiyet normlarının sorgulanmasını sağlıyor.
Çeşitlilik ve Bisiklette Low-High
Bisikletin sadece cinsiyetle değil, aynı zamanda etnik köken, yaş ve fiziksel engel durumuyla da bağlantılı olduğunu unutmamalıyız. Özellikle farklı sosyo-ekonomik geçmişe sahip bireyler, bisiklet kullanımı konusunda farklı deneyimler yaşar. Toplumsal çeşitliliğin etkisiyle, “low-high” kavramları yalnızca bisikletin tipini değil, ulaşılabilirliği de ifade eder.
İstanbul gibi büyük şehirlerde, toplu taşıma ve bisiklet yolları çoğu zaman sınırlıdır. Bisiklet kullanımı, bazı bölgelerdeki düşük gelirli gruplar için daha kolay bir ulaşım aracı olabilirken, diğer bölgelerde bisiklet sürmek, güvenlik sorunları ve yetersiz altyapı nedeniyle daha zordur. Bu, “high” konumda olan, yani yüksek gelirli ve daha avantajlı bireylerin bisikleti rahatça kullanabilmesiyle, daha düşük gelirli bireylerin bisiklet kullanmasının önündeki engelleri gösterir.
Bisikletle Sosyal Adalet
Sosyal adalet açısından, bisikletin erişilebilirliği, kentsel planlama ve altyapı gibi unsurlar çok önemlidir. İstanbul’daki toplu taşıma sistemi ile karşılaştırıldığında, bisiklet yollarının sayısının ve kalitesinin hala yetersiz olması, sosyal adaletsizlik yaratabilir. Zengin ve varlıklı kesimlerin bisiklete binmesi daha kolayken, toplumun alt sınıflarının güvenli bir şekilde bisiklet kullanması, çoğu zaman imkansızdır. Bu noktada, “low-high” kavramları, sadece bisikletin fiziksel özelliklerini değil, aynı zamanda ulaşım hakkını da belirleyen bir öğe haline gelir.
Bisiklet yollarının yetersizliği, toplumun her kesiminden insanın bisikletle seyahat etme hakkını engeller. Genç bir iş kadını olarak sokakta, bisikletle seyahat eden farklı insanları gözlemlerken, bazılarının bisikletle iş yerine gitmeye çalışırken yaşadıkları zorlukları fark ediyorum. Yaşadıkları sıkıntıların çoğu, ulaşımın sadece bir ekonomik mesele olmadığını, aynı zamanda toplumun farklı gruplarına göre değişen haklar ve fırsatlar yarattığını gösteriyor. Bisikletin sadece bir ulaşım aracı değil, sosyal bir eşitlik aracı olması gerektiği giderek daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Farklı Grupların Bisiklette Low-High Teriminden Etkilenmesi
Bisiklette “low-high” teriminin, farklı gruplar üzerinde nasıl bir etki yarattığını görmek için, sokakta farklı profillere sahip insanlara bakmak yeterlidir. Öğrenciler, emekliler, engelli bireyler, farklı etnik kökenlere sahip bireyler… Hepsi, bisiklet sürmenin kendi yaşam koşullarıyla nasıl örtüştüğüne göre farklı bir deneyim yaşar.
Örneğin, İstanbul’daki bir üniversite öğrencisinin, kampüse bisikletle gitme kararı, hem bir çevre bilinci hem de ekonomik bir tercih olabilir. Oysa, daha yaşlı bir birey için bisiklete binmek, fiziksel güç ve engellilik gibi engellerle ilgili olabilir. Bu durumda, “low-high” kavramı, sadece fiziksel yükseklikle değil, bu bireylerin toplumsal statüsüyle de ilintilidir.
Sonuç: Bisikletin Toplumsal İlişkileri Yeniden Şekillendirme Gücü
Sonuç olarak, bisiklette “low-high” terimi, yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal ilişkileri, eşitlik ve adaleti sorgulatan bir kavramdır. Bisikletin ve sürüş şekillerinin toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle kesişmesi, her bireyin bu ulaşım aracını nasıl deneyimlediğini belirleyen bir faktördür. İstanbul’un sokaklarında, bisikletin her “low-high” pozisyonu, sadece bir yolculuk değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin de bir yansımasıdır.
Günümüzde bisikletin sadece erkeklerin ya da belirli grupların aracı olmaktan çıkıp, herkes için eşit bir ulaşım aracı haline gelmesi, toplumsal değişimin simgelerinden biri olabilir. Bu dönüşüm, toplumsal cinsiyetin, çeşitliliğin ve sosyal adaletin daha eşitlikçi bir biçimde şekillendiği bir geleceği işaret eder.