Hacıbektaş namaz kılar mı? sorusu nereden çıktı, biz nereye gidiyoruz?
İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak şunu dürüstçe söylemem lazım: Arkadaş grubunda hiçbir konu “Hacıbektaş namaz kılar mı?” seviyesine durduk yere gelmez. Oraya gelene kadar zaten önce ekonomi konuşulur, sonra “Abi bu ay kira ne olacak?”, ardından biri Netflix önerisi verirken bir anda konu kayar… ve en sonunda biri ciddi ciddi bu soruyu sorar.
Ben de genelde o an ikiye bölünürüm:
Bir tarafım “Bu soru nasıl buraya geldi?” derken, diğer tarafım “Bunu Google bile şaşırır” diye içinden güler.
Ama işin garibi şu: Bu soru, sandığımızdan daha sık geliyor. Hem ciddi hem de biraz komik bir merak karışımı gibi.
Sosyal medyada “Hacıbektaş namaz kılar mı?” fenomeni
Bir gün Twitter’da (ya da yeni adıyla X diyelim ama ben hâlâ Twitter diyorum, içimden yaşlı bir amca çıkıyor bazen) dolaşırken şu tarz yorumlar görüyorum:
“Hacıbektaş namaz kılar mı bilen var mı?”
“Arkadaşla iddiaya girdik”
“Google’a yazınca karıştı”
Ve burada insanın iç sesi devreye giriyor:
“Tamam… bu soru ciddi mi, yoksa biri bizi mi trollüyor?”
Çünkü bazı sorular vardır, cevabı bilgi değildir; önce “nasıl bir bağlamda sordun?” analizidir.
Hacı Bektaş-ı Veli kimdir? (ama sıkıcı değil, meraklı versiyon)
Şimdi hemen ciddi ansiklopedi moduna girmiyorum, merak etme. Çünkü Hacı Bektaş-ı Veli’yi anlatırken zaten fazla kasarsan konu kaçıyor.
Hacı Bektaş-ı Veli, 13. yüzyılda yaşamış bir düşünür, mutasavvıf ve Anadolu’nun kültürel DNA’sına bayağı etki etmiş bir isim. Ama onu “sadece tarih kitabı karakteri” gibi düşünmek yanlış olur.
Ben bazen onu şöyle hayal ediyorum:
Ortaçağ Anadolu’sunda “insan olmanın update’ini yapan biri.”
Ama tabii bunu kahvede söylesem garson bana bakıp “abi çay mı söylüyorsun yoksa felsefe mi yapıyorsun?” der.
Kahve muhabbeti sahnesi
Geçen gün arkadaşlarla Alsancak’ta oturuyoruz. Konu döndü dolaştı yine buraya geldi.
Arkadaş 1: “Abi Hacıbektaş namaz kılar mı ya? Cidden soruyorum.”
Ben: “Bak şimdi… bu soru PUBG’de ‘kırmızı zone güvenli mi?’ gibi.”
Arkadaş 2: “Ne alaka?”
Ben: “Alakası şu: sorunun kendisi yanlış koordinatta.”
Masada 3 saniye sessizlik.
Sonra hepimiz aynı anda gülüyoruz çünkü kimse ne dediğini tam anlamadı ama herkes “mantıklı gibi” hissediyor.
Namaz meselesi: Fıkıh mı, tasavvuf mu, yoksa internet mi?
Şimdi işin ciddi ama yine de sıkmayan kısmına gelelim.
“Hacıbektaş namaz kılar mı?” sorusu aslında iki şeyi karıştırıyor:
İslam’ın ritüel ibadet boyutu (namaz gibi)
Tasavvufî düşünce ve yorum geleneği
Hacı Bektaş-ı Veli bir “mezhep kurucusu” değil. Daha çok tasavvufî bir yolun manevi temsilcisi. Bu yüzden onun üzerinden “şu ibadeti yapar mı yapmaz mı?” diye doğrudan bir matematik sorusu gibi yaklaşmak, biraz “Spotify playlistinden insan karakteri çözmek” gibi oluyor.
Olmaz demiyorum, ama eksik kalıyor.
İç ses devreye giriyor
Bazen düşünüyorum:
“İnsanlar neden tarihî bir figürü kendi günlük tartışmalarına çekiyor?”
Sonra cevap basit geliyor:
Çünkü insan beyni her şeyi bir kutuya koymak istiyor.
Ama bazı şeyler kutuya sığmıyor.
Hacı Bektaş-ı Veli de biraz öyle biri.
İzmir kafasıyla olaylara yaklaşmak
İzmir’de büyümek şöyle bir şey:
Her şeye biraz rahat bakarsın
Ama içten içe aşırı düşünürsün
Bir de “bu konu niye bu kadar ciddiye bindi?” refleksin vardır
Mesela bu konu açıldığında ben genelde şunu yapıyorum:
“Abi bir dakika… bu soru neden var?”
Sonra 10 dakika düşünüyorum, 2 bardak çay içiyorum, sonra hâlâ net bir yere bağlayamıyorum ama artık alışmış oluyorum.
Arkadaş grubu WhatsApp sahnesi
Grup adı: “Çıkalım mı bugün”
Bir mesaj gelir:
Arkadaş: “Hacıbektaş namaz kılar mı?”
Ben (içimden): “Bu grup neden böyle bir yere evrildi?”
Başka biri: “Bence kılar ya”
Bir diğeri: “Google farklı diyor”
Ben: “Google mı, yoksa algoritma mı?”
Sonra konu 3 dakika içinde pizza siparişine bağlanır.
İşte internet çağında düşünce böyle çalışıyor.
Asıl mesele: İnsanlar neyi merak ediyor?
“Hacıbektaş namaz kılar mı?” sorusunun altında aslında başka bir şey var:
“Bu kişi İslam içinde nereye oturuyor?”
“Geleneksel mi, farklı mı?”
“Bizim bildiğimiz ibadet düzenine uyuyor mu?”
Yani soru teknik gibi ama aslında kimlik arayışı.
Bunu fark edince olay biraz daha anlamlı hale geliyor.
Ama yine de insanın içinden şu geçiyor:
“Bunu neden bu kadar kısa ve net cevaplayamıyoruz?”
Cevap: Çünkü tarih kısa cevap sevmez.
Kafamın içinde küçük tartışma
Ben bazen kendi içimde mini tartışmalar yaşıyorum:
Ben 1: “Net cevap ver.”
Ben 2: “Ama konu derin.”
Ben 1: “Ama insanlar basit istiyor.”
Ben 2: “Basit olan her şey doğru değil.”
Ben 1: “Peki çay içer miyiz?”
Ben 2: “O kesin.”
Ve konu kapanır.
Hacı Bektaş-ı Veli üzerinden yanlış anlama kültürü
İşin ilginç tarafı şu: Tarihsel figürler çoğu zaman “internet memesi” gibi ele alınıyor.
Bir kişi bir cümle soruyor, sonra o cümle:
yorumlarda büyüyor
farklı yerlere çekiliyor
sonunda bambaşka bir şeye dönüşüyor
“Hacıbektaş namaz kılar mı?” sorusu da böyle bir şey.
Bir bakıyorsun tartışma olmuş, bir bakıyorsun iddia dönmüş, bir bakıyorsun herkes uzman kesilmiş.
Bir gün ben de uzman oldum sanırım
Bir arkadaşım dedi ki:
“Sen biliyorsundur bu konuyu.”
Ben:
“Bilmiyorum ama konuşabilirim.”
İşte bu cümle modern çağın özeti.
Günlük hayata dönüş: fazla düşünmenin komik tarafı
Bazen bu tür soruları fazla düşündüğüm için kendime gülüyorum.
Mesela markette domates seçerken bile beynim şuna kayabiliyor:
“Acaba insanlar Hacı Bektaş-ı Veli’yi neden farklı yorumluyor?”
Kasiyer:
“Abi fiş ister misiniz?”
Ben:
“Evet ama aynı zamanda tarihsel bağlam da isterdim.”
Kasiyer bakışı: 404 not found.
Kısa bir farkındalık anı
Sonra şunu fark ediyorum:
Hayatın %90’ı basit, %10’u biz gereksiz kompleks yapıyoruz.
“Hacıbektaş namaz kılar mı?” sorusu da bazen o %10’un içine düşüyor.
Sonuç gibi değil, sadece devam eden düşünce
Bu sorunun net, tek satırlık bir cevabı yok gibi davranmak en doğrusu. Çünkü mesele sadece “kılar mı kılmaz mı” değil, bu sorunun neden sorulduğu.
Ama şunu söyleyebilirim:
İnsanlar anlamaya çalışıyor. Bazen yanlış yerden başlasalar bile.
Ve ben İzmir’de bir kafede otururken, arkadaş grubumla bu konuyu tartışırken şunu düşünüyorum:
“Belki de en doğru cevap, bu soruyu daha iyi sormayı öğrenmek.”
Sonra sipariş geliyor, konu dağılıyor, biri yine başka bir şey soruyor:
“Bu arada pizza mı söyleyelim?”
Ve hayat kaldığı yerden devam ediyor.